Biyomikron: Yaşamın mikron boyutu günlüğü.

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
Merhaba arkadaşlar ve değerli hobidaşlar. Forumda gördüğüm üzere çoğu kişinin bir günlüğü mevcut. Araştırdığımda çok güzel işler yapıp, çok güzel koloniler ve bilgiler paylaşıldığını gördüm. Ben de bu silsileye kapılıp 'Acaba ne paylaşabilirim?' diye düşünürken aklıma bir fikir geldi.
Bu günlükte sizlere; yaptığım bazı deneyleri, mikroskopla gözlemlediğim canlıları, madde etkileşim deneylerini, karıncalar üzerine araştırmaları ve küf mantarları hakkında bilgileri vb. Paylaşacağım. Burayı birçok konuda, genel kapsamlı bir rehber gibi kullanmak istedim. Yakın zamandaki ilk güncellemelerde; mikroskop görüntüleri ve Ostracodlar ile ilgili, eğer başarabilirsem, mükemmel ve bir o kadar şaşırtıcı deneyler gelecek.
Yakın zamanda ilk güncellemeyle görüşmek üzere. 🫡
 

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
İlk günlük güncellememiz geldi. Bugün doğada ölü olarak bulduğum messor sp. Erkeğinin mikroskop altında incelemesini yaptım. Öncelikle genel bilgileri vermem gerekirse:
Bulduğumda;

Sıcaklık: 20-22°C
Nem: %40-45
Saat: 18:30
Ortam: Toprağa yakın beton zemin.
Durum: ölü
Cins: Messor sp.
Tahmini ölüm sebebi: Çiftleşme

İlk bulunduğunda:
kanatları yukarıya dikilmiş, bacaklar içeriye çekilmiş, abdomen ve kafa hafiften thorax'a doğru çekilmiş, vücut bütünlüğü tam.

Genel bilgiler bu şekildeydi. Karınca incelenirken iki şekilde incelemesi yapıldı. Ön incelemede morfolojik yapısı ele alınırken diğer incelemede uzuvlar mikroskop altında incelendi.

Morfolojik yapısı:

20260416_205544.jpg

20260416_205557.jpg

20260416_205700.jpg

20260416_205715.jpg

20260416_205722.jpg

20260416_205759.jpg

20260416_205827.jpg

20260416_205943.jpg

20260416_210025.jpg

20260416_210115.jpg
Dış hatlarıyla ve gözle görülür incelemede görülen hali bu şekilde.

Mikroskop altındaki görüntüsü:
Screenshot_20260416_221812_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burda karıncanın post-petiol yapısını görüyoruz. Bu yapı karıncalarda iletişim veya esneklik için büyük önem arz eder.
Screenshot_20260416_221815_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın baş kısmını görmekteyiz. Kafaya bağlı iki anten mevcuttur. Thorax'a bağlı ve başa yakın olan iki bacak ile antenler temizlenir. Karıncanın göz yapısı ve ağız yapısı burada yer alır.
Screenshot_20260416_221819_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın göz yapısını üstten görüntü ile görüyorsunuz. Bu yapı yüzlerce küçük lensten (ommatidium) oluşan ana gözlerdir. Messorlar bu gözlerle hareketi ve ışık değişimlerini algılarlar, ancak görüntü çözünürlükleri düşüktür.

Screenshot_20260416_221822_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın ağız yapısını görmekteyiz. Öndeki kıskaçlar ile besin yakalanır ve hemen Fotoğraftada görülen dil ile besinler emilerek tüketilir. Bu yapı karıncalarda bağ kısmının hemen ön tarafında konumlanmıştır.

Screenshot_20260416_221825_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın kafa kısmını görmektesiniz. Önde bulunan yapılarda antenler yön algılama ve ağız besin yemek için evrimleşmiştir.

Screenshot_20260416_221828_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın abdomen ucu kısmını görmektesiniz. Burada kraliçelerden farklı olarak kıskaç benzeri yapılar görülür. Bu yapılar çiftleşme esnasında kraliçenin abdomenini kavramaya yarar. Erkek karıncaların iğnesi yoktur. Karıncalarda iğne, evrimsel olarak yumurta bırakma borusunun (ovipositor) modifiye olmuş halidir ve bu sadece dişilere (işçi ve kraliçe) özgü bir anatomidir.

Screenshot_20260416_221832_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın abdomen kısmını görmekteyiz. Erkek abdomeninin içi sindirim sistemine oranla devasa testisler ve sperm depolayan keselerle doludur. Sindirim sistemi oldukça küçülmüştür çünkü erkek karıncaların ömrü kısadır ve temel amaçları beslenmek değil, genlerini aktarmaktır.

Screenshot_20260416_221835_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın bacak eklem yapısını görmekteyiz. Burası karıncanın yürümesi, tutunması, yukarı-aşağı hareketi, sağ-sol hareketi için önem taşır.
Screenshot_20260416_221839_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın bacak ucunu görmektesiniz. Bu yapıda tutunmayı sağlayan iki adet kanca (tırnak) ve düz zeminlerde yürümeyi sağlayan çekmen (arolium) kısmı vardır. Tüylü ve çengelli bir yapıdadır ve bu tüyler ve çengel çıplak gözle görülebilir.
Screenshot_20260416_221845_Gallery.jpg
Fotoğraf:
Burada karıncanın hemolenfi görülmektedir. Hemolenfteki yapıların büyük oranda trake solunumuna ait parçalar veyahut pıhtılaşmış hücrelere ait olduğu düşünülmektedir. Hemolenf erkek bireylerde Kanatların uçuş öncesi gerilmesi ve çiftleşme esnasında genital organların (aedeagus) dışarı çıkarılması için gereken fiziksel basıncı sağlar. Erkek bireyler genellikle çok kısa bir süre yaşarlar (birkaç gün veya hafta). Hemolenf, bu kısıtlı sürede uçuş kaslarının ihtiyaç duyduğu yüksek miktardaki karbonhidratı (trehaloz şekerini) hızla kas dokularına taşır.

Ek Fotoğraf:
Screenshot_20260416_221858_Gallery.jpg
Screenshot_20260416_221849_Gallery.jpgScreenshot_20260416_221855_Gallery.jpgScreenshot_20260416_221852_Gallery.jpgScreenshot_20260416_221852_Gallery.jpg
Bir sonraki güncellemeye kadar sağlıcakla...
 

Ekli dosyalar

  • Screenshot_20260416_221842_Gallery.jpg
    Screenshot_20260416_221842_Gallery.jpg
    10.4 KB · Görüntüleme: 1

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
Merhaba değerli hobidaşlar. Bugünde akvaryum kumumdan almış olduğum detritus solucanını inceledim.
20260409_221246.jpg
Fotoğrafta görülen canlı detritus worm olarak bilinen ve genellikle akvaryum kumlarında sık rastlanan, zararsız, çok hücreli canlıdır.

Taksonomik sınıflandırması:
Kingdom: Animalia
Phylum: Annelida
Clade: Pleistoannelida
Clade: Sedentaria
Class: Clitellata
Order: Tubificida
Suborder: Tubificina
Family: Naididae

Not: Taksonomi dünyasında Tubificina ve Naididae grupları üzerine güncel tartışmalar devam etmektedir. Bazı modern sınıflandırmalarda Tubificidae ve Naididae tek bir familya altında birleştirilmiştir. Ancak verilen şema bilimsel literatürde kabul görmüştür.

Detritus solucanları hakkında genel bilgiler:

Çok hücreli bir yapıya sahiptirler. Tek hücrelilerin aksine; sinir, kas, üreme ve sindirim gibi özelleşmiş dokuları vardır. Akvaryumlarda sık rastlanan bu canlılar Kumun arasındaki balık dışkıları, yenmemiş yem artıkları, çürüyen bitki parçaları ve mikroskobik algler ile beslenirler. Birnevi akvaryumunuzdaki nitrifikasyona dolaylı yoldan yardımcı elemanlardır. İki çeşit üreme tipine sahiptirler. Eşeyli ve eşeysiz şekilde üreyebilir ve uygun koşullarda hızla çoğalabilirler. Eşeysiz Üreme en yaygın yöntemdir. Solucan, vücudunun bir boğumundan yeni bir baş veya kuyruk geliştirerek ikiye bölünür. Bakterilerdeki basitçe ikiye bölünmeyle benzerdir fakat bu olay ikiye bölünme sayılmaz. Eşeyli Üremede ise Koşullar zorlaştığında (sıcaklık değişimi, besin azlığı) hermafrodit (hem erkek hem dişi) özelliklerini kullanarak yumurta üretirler. Bu yumurtalar zorlu şartlara dayanıklıdır.
Derileri aracılığıyla difüzyonla nefes alırlar. Sudaki oksijen azaldığında, daha fazla yüzey alanına ulaşmak için kendilerini kumun dışına atıp cama veya yüzeye yönelim gösterebilirler. Bazı türleri Tıpkı insanlar gibi, kanlarında hemoglobin benzeri pigmentler taşırlar. Bu sayede oksijenin neredeyse hiç olmadığı, aşırı kirli ve çamurlu ortamlarda bile sudaki son oksijen molekülünü bağlayarak hayatta kalabilirler. Bu, onların "yüksek toleranslı" olduklarını gösterir.

Küçük bir not: Bu günlüğü birazda biyoloji çalışan arkadaşlarımız için, kafasında bazı olayları netleştirmek adına takip edebilecekleri bir kaynak havuzu gibi kullanmayada karar verdim. Ona göre incelemelerde yapacağım. Bu sayede hem hobidaşlarımız bilgilenmiş hemde sınav dönemi yaklaşan arkadaşlarımız buradan, bu yazılar ile bilgiler alabilirler.

İncelenmesini istediğiniz veya inceleyebileceğim örneklere her zaman açığım.
 

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
Selamlar Biyomikron takipçileri! Bugün mikroskobumuzun altında, doğanın mühendislik harikalarından biri var. İlk bakışta lamın üzerinde minik bir tırtıl ya da kahverengi bir dokuma parçası gibi dursada aslında bu hepimizin en yakın dostu ve yaz gecelerinin en sevilen canlısı olan, su kenarlarında her gün yanından geçip fark etmediğimiz bir yaşamın başlangıcı. Bir sivrisinek yumurta salı (egg raft)!
Gelin, bu büyüleyici yapıyı makrodan mikroya doğru birlikte inceleyelim.
20260517_194450.jpg
Kusursuz Bir Sal Mimarisi
Çıplak gözle veya düşük büyütmeyle baktığımızda, lam üzerinde yan yana kusursuz bir geometriyle dizilmiş, tarak benzeri simetrik bir paket görüyoruz. Sanki yay benzeri bir yapıda. Bu yapı, Culex cinsi sivrisineklerin dişileri tarafından durgun su yüzeylerine bırakılıyor.
Anne sivrisinek, yumurtaların suyun dibine çöküp boğulmaması için onları hidrofobik (su itici) bir sal şeklinde birbirine yapıştırıyor. Bu sayede yüzlerce yumurta, suyun kaldırma kuvveti ve yüzey gerilimi sayesinde bir arada, batmadan yüzebiliyor. Şimdi gelin 400x Büyütmede aslında bizi uyutmayan o şeylerin nereden geldiğine bakalım.
Morfolojik Yapı:
Yumurtaların bir ucunun daha geniş, diğer ucunun ise hafifçe sivrilerek uzandığını net bir şekilde görebiliyoruz.

Koriyon (Dış Kabuk) ve Renk:
Yumurtalar ilk bırakıldıklarında beyaz/şeffaf renkte olsalar da oksijenle temas ettikçe "sklerotizasyon" dediğimiz bir süreçten geçerek sertleşiyor ve fotoğrafta gördüğümüz o karakteristik koyu kahverengi, koruyucu zırh rengini alıyor.

Çıkış Kapısı (Operkulum):
Bu yumurtaların suya bakan alt uçlarında, larvaların dışarı çıkmasını sağlayacak minik kapakçıklar bulunuyor. Gelişimini tamamlayan embriyo, bu kapakçığı patlatarak doğrudan sucul yaşamına ilk adımını atıyor.
Sivrisineklerin Sucul Yaşam Döngüsü
Çoğumuz sivrisinekleri sadece havada uçan, can sıkan canlılar olarak bilsek de aslında onlar hayatlarının çok büyük ve önemli bir kısmını tamamen suya bağımlı olarak geçiriyor.
20260517_194429.jpg

Yumurta Aşaması:
Sıcaklığa bağlı olarak 24 ila 48 saat içinde yumurtaların olgunlaşması tamamlanır.
Larva Aşaması: Yumurtadan çıkan larvalar, suyun içinde "kurtçuk" şeklinde çılgınca yüzmeye başlarlar. Sifon adını verdiğimiz kuyruk benzeri yapılarıyla su yüzeyinden nefes alıp, sudaki mikroorganizmaları ve organik atıkları tüketerek büyürler.

Pupa Aşaması:
Birkaç kabuk değiştirmeden sonra canlı virgül şeklindeki pupa evresine geçer. Pupa evresi, tırtılların kozaya girmesi gibidir; beslenmezler ama içeride muazzam bir metamorfoz (başkalaşım) gerçekleşir.

Ergin (Yetişkin) Aşama:
Sonunda pupa derisi sırtından yırtılır ve içinden uçmaya hazır ergin bir sivrisinek çıkarak sucul hayatına veda eder.
Mikro dünyanın bu tarz gizli mimarilerini incelemeye ve Biyomikron'da paylaşmaya devam edeceğim. Bir sonraki incelemede görüşmek üzere, bilimle kalın!

NOT: Şuan için elimdeki bu yunurtaları büyütüp mümkünse her aşamasını gözlemlemek istiyorum. Eğer başarabilirsem bu sürecide paylaşacağım. İyi hobiler...
 

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
Merhabalar biyomikron takipçileri. Bugünkü incelememde mikroskop altında gözlemleme fırsatı bulduğum tek hücreli bir canlı olan Paramesyum (Paramecium) yer alıyor. Çoğu insanın çıplak gözle göremediği bu mikroskobik organizma, tatlı su ekosistemlerinde önemli bir rol oynar ve biyolojide en çok araştırılan tek hücreli canlılardan biridir. Şimdi gelin biraz gözlemleyelim.

Paramesyum Nedir?
Paramesyum, tek hücreden oluşan ancak birçok yaşamsal faaliyeti tek başına gerçekleştirebilen bir ökaryotik bir mikroorganizmadır. Genellikle durgun veya yavaş akan tatlı sularda, göletlerde, su birikintilerinde ve organik madde bakımından zengin sularda yaşar.
20260430_223812.jpg
Şuanda gördüğünüz bu örnekteki paramesyum ise canlı yemlerin olduğu yeşil suyun yani diğer adıyla yosunlu/algli suyun içersinden bulundu.
20260510_170400(1).jpg
Vücudunun tamamı siller adı verilen çok sayıda mikroskobik tüy benzeri yapı ile kaplıdır. Bu siller sayesinde hem hareket eder hem de besinlerini ağzına doğru yönlendirir.
Paramesyumlar bakteriler, mayalar ve diğer küçük mikroorganizmalarla beslenir. Aldıkları besinler hücre içerisinde besin kofulları oluşturularak sindirilir.
Boyları türüne göre değişmekle birlikte çoğunlukla 50–300 mikrometre (µm) arasındadır. Bu nedenle çıplak gözle genellikle görülemezler ve incelenmeleri için mikroskop gerekir.

Taksonomik Sınıflandırması:
Paramesyumun günümüzde kabul gören temel sınıflandırması şu şekildedir:

Üst Âlem: Eukaryota (Ökaryotlar)
Âlem: Protista
Şube: Ciliophora (Silliler)
Sınıf: Oligohymenophorea
Takım: Peniculida
Familya: Parameciidae
Cins: Paramecium
Mikroskop altında en sık karşılaşılan türlerden biri Paramecium caudatum türüdür. Fakat biz burada Paramecium sp. Olarak ilerleyeceğiz.

Paramesyumların İlginç Özellikleri:
1. Tek Hücreli Olmasına Rağmen Karmaşık Bir Yapıya Sahiptir.

Paramesyum yalnızca tek bir hücreden oluşmasına rağmen;
Hareket eder,
Beslenir,
Sindirim yapar,
Boşaltım gerçekleştirir,
Çevresel uyaranlara tepki verir,
Üreyebilir.
Bu özellikler normalde çok hücreli canlılarda organlar tarafından gerçekleştirilirken, paramesyum bunların tamamını tek hücre içerisinde gerçekleştirir.

2. İki Farklı Çekirdeğe Sahiptir:
Paramesyumda iki tip çekirdek bulunur:
Makronükleus: Günlük yaşamsal faaliyetleri yönetir.

Mikronükleus: Genetik materyalin aktarılması ve eşeysel süreçlerde görev alır.

Bu durum ökaryotik canlılar arasında oldukça dikkat çekici bir özelliktir.

3. Fazla Suyu Sürekli Dışarı Atar
Tatlı suda yaşayan paramesyumun içine ozmoz yoluyla sürekli su girer.
Eğer bu su uzaklaştırılmazsa hücre şişerek zarar görebilir. Bunun önüne geçmek için kontraktil koful adı verilen yapılar fazla suyu belirli aralıklarla hücre dışına pompalar.
Bu mekanizma hücrenin su dengesini korumasını sağlar. Ayrıca yön değişimi ve hareket etme gibi işlevlerde de işe yararlar.

4. Engellerden Kaçınabilir
Paramesyum bir engele çarptığında rastgele sürüklenmez.
Sillerinin hareket yönünü kısa süreliğine tersine çevirerek geri çekilir, yön değiştirir ve farklı bir doğrultuda yüzmeye devam eder. Bu davranış biyolojide kaçınma reaksiyonu olarak bilinir.

5. Eşeysiz ve Genetik Materyal Değişimi İçeren Üreme Süreçlerine Sahiptir
Paramesyumlar çoğunlukla ikiye bölünerek çoğalırlar.
Bunun yanında uygun koşullarda iki birey geçici olarak birleşerek genetik materyal alışverişinde bulunabilir. Bu süreç konjugasyon olarak adlandırılır ve genetik çeşitliliğin artmasına katkı sağlar. Antibiyotik direnci geni olan bakterilerde bu yol ile birbirlerine bu geni aktarırlar.

6. Bilimsel Araştırmalarda Model Organizma Olarak Kullanılır
Paramesyum, hücre biyolojisi, genetik, hareket mekanizmaları ve hücre içi taşınım sistemleri üzerine yapılan birçok araştırmada kullanılan önemli bir model organizmadır.
Basit görünmesine rağmen hücresel düzeyde oldukça karmaşık süreçler barındırdığı için bilim insanlarının uzun yıllardır ilgisini çekmektedir.

Mikroskop altında gözlemlediğim bu küçük canlı, yaşamın ne kadar farklı ölçeklerde var olabildiğini gösteren güzel örneklerden biridir. Çıplak gözle fark edilmeyen bir damla su içerisinde bile hareket eden, beslenen, çevresini algılayan ve çoğalabilen canlılar bulunmaktadır. Paramesyum da bu görünmez dünyanın en bilinen ve en etkileyici üyelerinden biridir.
Bir sonraki gözlemde görüşmek üzere. İyi incelemeler.

NOT: Canlı olarak hareket ettiği görüntülerin videosunu başka bir sosyal medya platformunda yayımlamadığım için, galerimden direktmen videoyu yükleyemiyorum. Yakında bu şekilde video eklemek zorunlu olan araştırmalar için bir Instagram sayfası açmayı düşünüyorum. Herkese iyi hobiler.
 

hahsk

Nanitik
Üye
Katılım
24 Haz 2024
Mesajlar
484
Çözümler
4
Tepkime puanı
190
Yolladığınız karıncanın tür tespitini yapamazmısınız ?
 

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
Yolladığınız karıncanın tür tespitini yapamazmısınız ?
Taksonomik sınıflandırmada kullanılan mikroskoplar, yani tür tespiti için kullanılanlar, genellikle stereo mikroskoplar oluyor. Benim mikroskobum optik mikroskoplardan. Stereo mikroskoba göre daha farklı bir çeşit mikroskop. Genellikle bakteri, hücre çeperi, dış morfoloji ve anatomik bazı şeylerin incelenmesi için kullanılıyor. Tür tespiti için kullanılanlar ise 3D görüntü verebiliyor.
Taksonomik sınıflandırmada gözle; alem, şube, sınıf, takım, aile ve cinse kadar dış morfolojiye ve yaşadığı çevreye bakılarak bir sınıflandırma yapabiliyoruz. Fakat tür konusu, bir cins üzerinde varyantları da göz önünde bulundurursak, yüzlerce tür içeriyor ve bildiğiniz gibi artık bu canlılar neredeyse birbiriyle aynı morfolojik yapı, aynı renk ve aynı şekle sahip olabiliyorlar.
Bu noktada ise tür tespiti için akademik incelemeler devreye giriyor. Burada da ileri düzey tür tespit uzmanları, ileri düzey makro lens ve kameralar, ileri düzey stereo mikroskoplar, taksonomik sınıflandırma veri uzmanları gibi birçok araştırma grubu ve aleti kullanılıyor.
Evde tür tespiti spesifik türler için yapılabilir. Örneğin bir Formica düşündüğümüzde, Türkiye'de 20 kadar türü mevcut ve genel olarak morfolojik özellikleri ile renk yapısından birkaçını ayırt edebiliyor, türler arasından belirli bir kümeye alabiliyoruz. Fakat Formica rufa ve Formica rufibarbis türleri morfolojik yapı ve renk açısından birebir aynı. Bunun için de tür tespitinde dediğim aletler gerekiyor.
Ev ortamında kaliteli bir makro lens ve kameranız varsa siz de yapabilirsiniz ama benim maalesef buna imkânım yok. 🙂
Kısacası ben de herkes gibi cins ve alt cins tahmini yapabilirim ama tür tespiti için gerekli ekipmanım ve bilgi birikimim maalesef yok.
 

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
OSTRACOD

Merhabalar. Bugün mikroskobumuzda çoğu tatlı suda yaşamını sürdüren ve büyük bir ekolojik rolede sahip olan bir canlı olan ostracod inceleyeceğiz.
Screenshot_20260530_011605_Studio.jpg
Ostracod, genellikle 0.2 mm ile 2 mm arasında boyutlara sahip olan, çoğunlukla kalsiyum karbonat içeren iki parçalı bir kabuk (karapaks) ile kaplı mikroskobik veya yarı-mikroskobik bir eklembacaklıdır. Ancak bazı derin deniz türlerinde boyut nadiren 20–30 mm’ye kadar ulaşabilir (örneğin Gigantocypris gibi büyük pelajik türler). Dış görünümleri nedeniyle sıklıkla “tohum karidesleri (seed shrimp)” olarak da adlandırılırlar. Tatlı su göletlerinden okyanusun derinliklerine kadar çok geniş bir dağılım gösterirler; ayrıca bazı türler nemli karasal mikrohabitatlarda (ıslak yosun tabakaları, toprak su filmi gibi) da yaşayabilir.

Screenshot_20260530_011642_Studio.jpg

Taksonomik sınıflandırmasına baktığımızda, Ostracod'lar Animalia (Hayvanlar) aleminin, Arthropoda (Eklembacaklılar) şubesine bağlı Crustacea (Kabuklular) alt şubesinde yer alırlar. Genellikle Ostracoda sınıfı (class) altında incelenirler. Bu sınıf da kendi içinde, çoğunlukla denizel formları barındıran Myodocopa ve hem tatlı su hem de deniz formlarını içeren Podocopa olmak üzere iki ana alt gruba ayrılır. Fosil kayıtları Kambriyen dönemine kadar uzanan bu canlılar, jeolojik katmanların yaşını belirlemede (biyostratigrafi) ve antik iklim koşullarını anlamada (paleoekoloji) önemli bir gösterge grubu olarak kullanılır.

Screenshot_20260530_011709_Gallery.jpg

Bu küçük canlıların yaşam döngüsü, üreme stratejileri ve dayanıklılıkları evrimsel açıdan oldukça başarılı bir örnektir. Ostracod'lar türlerine bağlı olarak hem eşeyli (seksüel) hem de eşeysiz üreme (partenogenez) ile çoğalabilirler; özellikle bazı tatlı su türlerinde uzun süre erkek birey gözlenmeyen popülasyonlar bilinmektedir. Dişi bireyler yumurtalarını suya bırakabilir veya kabuk içinde koruyabilir. Ostracod yumurtaları çevresel koşullara oldukça dayanıklıdır; kuraklık, donma veya aşırı sıcaklık gibi durumlarda diapoz (uyku) evresine girerek uzun süre canlı kalabilir ve uygun koşullarda gelişimine devam edebilir.
Yumurtadan çıkan larvalar nauplius evresinden başlayarak ergin forma ulaşana kadar türüne bağlı olarak yaklaşık 5–9 kez kabuk değiştirir (instar evreleri). Toplam yaşam süreleri türden türe ve çevre koşullarına bağlı olarak genellikle birkaç ay ile birkaç yıl arasında değişir.

Fresh_water_ostracod_Darwinula.jpg
Bilimle kalın...
 

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
CHIRONOMIDAE (KAN KURDU) LARVASININ İNCELENMESİ

Chironomidae
larvaları, tatlı su ekosistemlerinde yaygın olarak bulunan ve halk arasında "kan kurdu" olarak bilinen omurgasız canlılardır. Kırmızı renkleri nedeniyle bu ismi almışlardır. Akvaryum hobisinde birçok balık türü için değerli bir canlı yem olarak kullanılmalarının yanı sıra, su ekosistemlerinin sağlığını değerlendirmede önemli biyolojik göstergelerden biridir.

20260531_211722.jpg

Bu projede Chironomidae larvalarının taksonomik sınıflandırılması, yaşam döngüsü, beslenme şekli, üreme özellikleri, yaşadığı ortamlar ve ekosistemdeki önemi incelenmiştir. Ayrıca bu canlıların çevresel değişimlere karşı gösterdiği tepkiler değerlendirilmiştir.

Taksonomik Sınıflandırılması

Âlem
: Animalia (Hayvanlar)
Şube: Arthropoda (Eklembacaklılar)
Sınıf: Insecta (Böcekler)
Takım: Diptera (Çift Kanatlılar)
Familya: Chironomidae

Canlının Detaylı İncelenmesi

Chironomidae larvaları sivrisineklere benzeyen ancak insanları sokmayan ergin böceklerin larva evresidir. Vücutları uzun, silindirik ve segmentlidir. Birçok türü kırmızı renklidir. Bu kırmızı renk, vücutlarında bulunan ve oksijen depolamalarını sağlayan hemoglobin benzeri pigmentlerden kaynaklanır. Bu sayede oksijen miktarının düşük olduğu sularda da yaşayabilirler.

20260531_211544.jpg

Larvalar genellikle göl, gölet, dere, nehir, bataklık ve diğer tatlı su ortamlarının dip çamurunda yaşarlar. Bazı türler hafif kirli veya oksijen seviyesi düşük sularda da yaşayabilmektedir. Çamur içerisinde küçük tüneller oluşturarak yaşamlarını sürdürürler.

20260531_211545.jpg

Beslenmeleri çoğunlukla dipte biriken organik atıklar, ayrışan bitki parçaları, algler ve mikroorganizmalardan oluşur. Bu nedenle ekosistemde ayrıştırıcı canlılar arasında önemli bir yere sahiptirler. Organik maddelerin parçalanmasına katkıda bulunarak besin döngüsünün devamını sağlarlar.

20260531_211608.jpg

Üreme, ergin bireylerin çiftleşmesiyle gerçekleşir. Dişiler yumurtalarını su yüzeyine veya su içindeki bitkilere bırakır. Yumurtalardan çıkan larvalar belirli bir süre suda yaşadıktan sonra pupa evresine geçerler. Pupalar daha sonra ergin bireylere dönüşür ve sudan çıkarak yaşamlarına havada devam ederler. Böylece yaşam döngüleri yumurta, larva, pupa ve ergin olmak üzere dört temel evreden oluşur.

Chironomidae larvaları birçok balık, amfibi ve sucul omurgasız için önemli bir besin kaynağıdır. Bu nedenle tatlı su ekosistemlerinde besin zincirinin önemli bir halkasını oluştururlar. Ayrıca bazı türlerin kirliliğe karşı dayanıklı olması nedeniyle bilim insanları tarafından su kalitesinin belirlenmesinde biyolojik gösterge olarak kullanılmaktadır.

20260531_211716.jpg

Sonuç olarak Chironomidae larvaları, tatlı su ekosistemlerinde hem besin zincirinin devamlılığı hem de organik maddelerin geri dönüşümü açısından büyük öneme sahip canlılardır. Ekolojik işlevleri nedeniyle sucul yaşamın sürdürülebilirliğinde önemli rol oynarlar.

NOT: Preparat, (Chironomidae) canlı gözlemlendiği ve lamel kapatılmadan da fotoğraf çekildiği içi görsellerin görüntü kalitesi düşüktür.
 

Ekli dosyalar

  • 20260531_211610.jpg
    20260531_211610.jpg
    17.8 KB · Görüntüleme: 2
  • 20260531_211609.jpg
    20260531_211609.jpg
    18.4 KB · Görüntüleme: 2
  • 20260531_211547.jpg
    20260531_211547.jpg
    14.3 KB · Görüntüleme: 2
  • 20260531_211546.jpg
    20260531_211546.jpg
    14.3 KB · Görüntüleme: 2

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
Herkese tekrardan merhabalar. YKS denilen illet sınavı zoruyla kolayıyla mezun olarak atlatmayı başardım. Umarım artık istediğim yerlere ve hatta burada sınava giren herkes istediği yerlere gelebilir.
Şimdi bugünkü konumuzda bir peygamber devesi, yani mantis, inceleyeceğiz. Burada daha çok morfolojik özelliklere bakmaya çalıştım. İleride geliştirebilirsem üst ışığımı daha stabil ve net görüntü veren saf beyaz, güçlü bir ışıkla değiştireceğim. Bu sayede bu görüntüler daha net ve daha anlaşılabilir olacak.
Bulunduğu bölge ve ölüm sebebi:
İnceleme yapacağım mantis bir erkek birey. Yüksek ihtimalle çiftleşmeden sonra öldü veya başka bir sebebi vardı. Doğada çalı ve yeşilliklerin olduğu hafif taşlık bir alanda ters yatmış şekilde buldum.

İncelemeler:
20260624_213226.jpg
Türü tam olarak tespi etmiş değilim fakat "Empusa" cinsine ait olduğundan eminim. Belki taksonomide iyi olan, tür tespitinde iyi arkadaşlarımız varsa bu konunun altına türünü yazabilirler.
20260624_213239.jpg

20260624_213250.jpg
Genel olarak bulunma şekli bu şekildeydi. Abdomen kısmını alttan çekmeyi unutmuşum. Fakat Google'dan cinsin adını yazarak fotoğraflardaki erkek bireylere bakabilirsiniz. Ufak bir gözden kaçırma yaşanmış, affola.

Kanat yapısı incelemeleri:
Mantislerin erkek bireylerinde 2 çift kanat yapısı bulunur. Bu yapılardan üst kanatlar uçuşa geçerken açılır ve alttaki uçuş kanatlarını serbest bırakır. Bu içe katlanmış uçuş kanatları ise açılarak uçma işlevinde görev alır.
20260624_215331.jpg
Burada dış kanatları (tegmina) görüyoruz. Dış kanat gördüğünüz üzere birçok damar yapısı içeriyor ve uçucu kanattan daha kalın bir yapıda. Öncelikle damarlardan başlamak gerekirse damarlar, kanatta mekanik bir direnç oluşturarak uçuş esnasında veya duruşta kanatların kırılmasını veya bükülmesini engeller. Ayrıca bu yapıların içerisinde trake dediğimiz solunum sistemi parçaları da vardır. Bu sayede kanatta gaz değişimi ve kanada oksijen taşınması yapılmış olur.
20260624_215404.jpg
Bu resimde ise kanatların thorax ile birleşim bölgelesini net bir şekilde görebilirsiniz.

Uçucu kanatlar:
Uçucu (Membranöz) ön kanatların aksine katlanabilir bir yapıdadır ve asıl uçma işlevini sağlayanda bu kanatlardır. Bu kanatlar çok ince ve damarlı yapılara sahiptir. İnceliğini spesifik olarak örneklemem gerekirse bir soğan zarı kadar ince yapıdalar diyebilirim. Bu kanatlar çok yoğun bir damar ağına sahiptir. Bu ağ, kanadın uçuş esnasında bükülmeden veya kırılmadan hava basıncını karşılamasını sağlar. Özellikle "kosta", "subkosta" ve "radius" damarları, kanadın ön kenarını sertleştirerek aerodinamik bir profil oluşturur. Bu da uçuş sırasında ani rüzgar veya hava türbülanslarına karşın uçuşu daha kontrollü yapmayı sağlar.
20260624_215502.jpg

20260624_215525.jpg

Bacak yapıları:

Sırada peygamber develerini asıl özel kılan yapılara geldik.
Ayak yapıları. Bu yapılar peygamber develerinde ağaçlara, dallara, duvara, çıkıntıya vb. tutunmayı sağlayacak şekilde evrilmiştir. Fakat ön iki ayak "raptoryal (kavrayıcı) ayaklar" olarak geçer ve mantis avını bu ayaklar sayesinde yakalar.
Spesifik olarak 4 başlığa ayırabiliriz:

Coxa (Kalça): Vücuda bağlı olan ilk kısımdır. Çok uzundur ve ön tarafa hareket edebilme kabiliyeti yüksektir.

Femur (Uyluk): İç kısmında derin bir oluk bulunur. Bu oluk, bir sonraki bölüm olan tibia'nın yerleştiği "yuva"dır. Femur'un alt kısmında, avı saplamak ve tutmak için kullanılan keskin dikenler bulunur.

Tibia (Kaval): Femur'un oluğuna katlanan kısımdır. İç kenarı, bir testere gibi dizilmiş keskin dikenlerle kaplıdır. Av yakalandığında, tibia hızla femura doğru kapanır ve av bu iki parça arasında "kıskaç" gibi sıkışır.

Tarsus (Ayak ucu): Diğer ayaklara göre daha küçüktür, çünkü bu ayağın ana işlevi yürümek değil, avlanmaktır.

Şeklinde görevleri de kısaca sıralanabilir.
20260624_215919.jpg

20260624_215941.jpg
Tibia ve femur.
20260624_220005.jpg

20260624_220131.jpg
İğne yapıları.

Anten yapısı ve görevleri:
Diğer böceklere nazaran peygamber devesi antenleri, "filiform" (ipliksi) formdadır ve birçok küçük parçadan (segmentten) oluşur.

Scapus (Dip segment): Antenin kafaya bağlı olan en kalın ve en bazal kısmıdır.

Pedicellus (Ara segment): İkinci segmenttir.

Flagellum: Antenin geri kalanını oluşturan, birçok küçük alt segmentten (flagellomer) meydana gelen uzun ve esnek kısımdır.

Olmak üzere sınıflandırma yapılabilir. Ayrıca antenler, havadaki koku moleküllerini algılamak için temel araçtır. Özellikle dişilerin yaydığı feromonları tespit ederek eş bulmada hayati rol oynarlar. Anten yüzeyinde bulunan kıllar (sensilla), ortamdaki hava akımını, dokunmayı ve titreşimleri algılar. Bu, avın veya avcının yaklaşımını sezmek için kritiktir.
20260624_220359.jpg

Baş kısmı:
Peygamber develerinde baş kısmı, normal eklembacaklılara nazaran biraz daha değişiktir.
Üçgen biçimi ve hareket kabiliyeti vardır ve oldukça esnek bir yapıya sahiptir. Bu yapı, başlarını neredeyse 180 derece döndürerek avlarını takip etmelerini de sağlar. Ayrıca:

Gözler (Faset Gözler): Başın yan taraflarında bulunan iki adet büyük, bileşik (faset) göz olarak konumlanır. Çok geniş bir görüş açısı ve derinlik algısı sağlar. Bu, hareket eden avın mesafesini ve hızını hesaplamak için kritiktir.

Ocelli: "Ocelli" dediğimiz basit gözler ise iki büyük bileşik gözün arasında, genellikle üçgen şeklinde dizilmiş üç adet küçük nokta benzeri yapıda bulunur. Bunlar, ışık yoğunluğunu ve çevresel değişimi algılamaya yardımcı olan basit gözlerdir.

Ağız Parçaları (Mandibula): Başın alt kısmında, çiğneyici (mandibulat) yapıda ağız parçaları bulunur. Bu güçlü çeneler, avın sert kısımlarını parçalamak ve beslenmek için özelleşmiştir. Ayrıca avın kaçmamasını da sağlayan yapıları vardır.20260624_220433.jpg

20260624_220534.jpg
 

Ekli dosyalar

  • 20260624_220313.jpg
    20260624_220313.jpg
    12.8 KB · Görüntüleme: 1
  • 20260624_220338.jpg
    20260624_220338.jpg
    14.4 KB · Görüntüleme: 1
  • 20260624_215942.jpg
    20260624_215942.jpg
    14.8 KB · Görüntüleme: 1

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
Yaklaşık 2 ay önce bulduğum Ballus cf. rufipes türü bir örümceğin yumurtlaması üzerine yavrulara çıkınca bakmaya karar vermiştim. Şuanda elimde 10 adet bebek ballus mevcut. Yaşatabilirsem bu yavrucaklara mikro boy yemler bulup vermeye çalışacağım. Bunuda buradan paylaşıp rehber tarzı bir anlatımla günlüğe eklemek istedim.
20260720_145527.jpg
20260720_145423.jpg
 

Mikrox

Replete
Yardımsever
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
534
Çözümler
7
Tepkime puanı
546
Fark ettim ki günlüğümü sürekli mikroskop üzerine yönlendirdim. Fakat fark ettim ki dünyaya çok yakından bakarsak uzaktan kaçırdıklarımız için üzülecek vaktimiz bile olmaz. Zaman da böyledir işte, bazen hiç geçmeyecekmiş, büyümeyecekmiş gibi olan bazı şeyler bir bakmışsınız kocaman olmuş ve ne zaman yapacak, ne zaman edecek dediğiniz o şeyleri yapmaya başlamıştır. İşte bugün sizlere 20 Haziran'dan 10 Ağustos'a kadar olan yavru sultan papağanımın bakım ve atlattığı şanssız badirelerinden bahsedeyim dedim. Umarım beğenirsiniz.

Her şeyden önce hikâyesiyle başlayalım bu miniğin. Bu miniğin anne ve babası albino sultan papağanı ve şantiye alanında 1 sene kadar büyümüş kuşlar aslında. Yani anne ve baba aslında onlar için çok da iyi olmayan şartlarda büyüdü ve bize ilk geldiği günde ise kafesleri berbat haldeydi. Suluklarından kurtlar çıkıyor, anne ve baba kaşınıyor, kafes tünekleri pislikten geçilmiyordu. Ben de bana düşen görevi yaparak başladım düzenlemeye. Her şeyi tertemiz yapıp anne ve babayı kafesine aldım. Fakat bir şey vardı. Kafes anne ve baba için çok dardı. Ben de onlar için büyük ve geniş tahtadan kafes yaptım. Bir köşesine de yuvalıklarını koydum. Bundan sonra başladım beklemeye. Yaklaşık 1 ay sonunda anne ve baba çiftleşti ve 2 adet yumurta verdiler. Fakat maalesef ikisi de boş çıktı. Keşke olay bununla da bitseydi. Çift 2. kez tecrübe etti ve yine olmadı, 3. kez tecrübe etti ve bu sefer şansa olacak ki yumurtalardan biri döllenmişti. Fakat ne yazık ki yavru içeride oluşumunu tamamlayamadan ölmüştü. Çift yılmadı ve 4. kez tecrübesini konuşturdu ve bu sefer tam olarak 4 tane yumurta verdiler. Bu sefer 4 yumurtanın 2 tanesi dolu çıktı ama ne yazık ki biri içeride ölmüştü. Fakat diğer o biri, işte o çıktı ve şimdi hikâyesini okuyacağınız bu yavrucağa dönüştü.

Çıkım günü de kendisi gibi bahtsızdı. TYT sınavıma gideceğim gün kafesten gelen seslerle biraz ayıldım. Sonra bir baktım kafeste olması gereken 4 yumurtanın biri yok ama yerinde bizim ufaklık var. Bu sırada tabii heyecanlanmadan olmuyor. İlk gün her şey yerinde ilerliyor, tüyleri filan ufak ufak görünüyordu. İnanın bir insanın baş parmağı kadar vardı yoktu, o derece. Asıl bahtsızın hikâyesi de bugünden sonra başladı işte. İlk başta anne ve baba tecrübesiz olduğundan yeteri kadar ve dengeli besleyemedi ve nedense yavrunun tüylerini yoldular. Ben de o günden sonra yavruyu ayırma kararı aldım. Yavruyu 8 Temmuz günü ayırdım ve artık elimde minnacık bir şeyle baş başayız...

Bu süreçten sonra araştırmaya başladım ve vitaminler, probiyotikler, takviyeler, mamalar vs. Hayatımda hiç bu kadar ilgilendiğim başka canlı olmadı desem yeridir. Gel zaman git zaman bu yavrucağı elle beslemeye başladım. Tabii tecrübe ne arasın. Daha şırıngayı neresine sokacağımı bilmiyorum. İlk başta ağzına sıktım, o yedi. Sonradan sonradan kursağa kadar sokmaya alıştık tabii. İlk beslediğim günkü hali çok kötü ve perişan bir haldeydi. Hemen 25 lt bir saklama kabını alıp altına strafor köpük tarzı yalıtım malzemesi serdim ve onun da üstüne talaş yaptım. Onun da üstüne peçete sererek sürece devam ettim. Hatta yalan yok, öleceğini de düşündüm ama hiçbir canlım için öleceğini bilsem de son müdahalemi yapmadan ölmesini izlemem ve izlemezdim. Cildi çok kuruydu ve neredeyse kepek kepek dökülüyordu. Hemen su takviyesi verdim ve mamayla beslemeye o gün başladık. Günde 3 defa 6-7 saat arayla besliyordum. Süre geceleri bazen 12, bazen 14 saat açlığa kadar çıkabiliyordu. Fakat erkenden kalktığım günler hemen hemen 12 saat gece açlığı oluyordu. Ben de sabah kalkınca besliyordum zaten. Böyle böyle beslemeye bugünkü haline kadar devam ettik. 10 gün geçti ve yürümesi düzelmeye başladı. Yemeğini yerken artık daha iyi denge sağlıyordu. Tabii bu süreçte tüylenmeler bariz görülüyordu da. Sonra süreçten baktım, 25 güne yakın süre geçmiş ve bizimkinin kanat tüyleri neredeyse tamamlanmış. Hatta kabının üstünü örtmediğim günlerde çıkıp kabının üstüne tüneklemeye de başlamıştı. Bazen de yere atlıyor ve geceleri evin içinde uyuyordu. Sonradan sonraya aradan 35-40 gün süre geçti. Bizimki uçmayı yavaş yavaş kapıyor, ee biraz da yaramazlık var tabii. Derken 46-47 günlük civarında maması bitti ve o gün param yoktu. Ben de alternatif olsun diye yumurta sarısını sulandırıp verdim. İştahla yedi. Yedi de ertesi gün kursak yine boş. Derken kurtarıcı gibi bir anda eve mama geliverdi. Tabii ben de o heyecan ve kuşun tam 18 saattir aç olmasının verdiği korkuyla mamanın kokusuna bile bakmadan daldırdım kaşığı. Yine iştahla yedi, aç tabii. Keşke yemeseydi...

O gün kuşum o yemden zehirlendi ve yediği yemin neredeyse 1/3'ünü geri kustu, halsizlik başladı, uyuklama başladı, çok sulu ve sıvı dışkı derken korktum. Sanırım ölecek. Hemen yemin SKT'sine baktım ve SKT yoktu. Herhalde dedim ben göremiyorum. Diğer aynı marka ve aynı gramajlı yemlere baktım. Onlarda vardı fakat ne hikmetse bu üründe SKT göremiyorum ve üründen koku alıyordum. Fakat aldığım koku rutubetli ve acı bir kokuydu. (Araya gireyim, o işletmeyi de yemden dolayı şikâyet etmiş bulunmaktayım. Umarım süreç iyi işler ve gereken ceza uygulanır.) O an zaten zehirlendiğini anladım. Anladım da yapacak bir şey de yoktu aslında. Araştırdım ve en son evdeki imkânlarla yatmadan önce çok az muz yedirmek istedim. Yemedi tabii, ben de zorlamadım. Ertesi gün biraz daha hareketli, tabii uçmalar kaçmalar derken uyuklaması hâlâ devam ediyordu. Yeni getirdiğim ama bu sefer güvenerek aldığım Alman marka bir el besleme mamasına güzel bir fiyat verdikten sonra beslemesini yaptım. İşte o besleme bugünkü beslemesiydi ve evet. Minnak, 10 Ağustos itibariyle tam olarak 51 günlük bir kuş oldu ve yaşama tutundu. Bu süreçte ilk atlattığı badire anne ve babası, ikinci badire kuyruğuna yapışan pislikler, üçüncü badire de zehirlenmesi oldu. Umarım bundan sonra başka badireler atlatmak zorunda kalmaz. Uçmayı da biliyor tabii bu arada. Şimdilik tek sorunumuz yem kırmayı öğrenmesi ama yememesi. Yemi kırıp yiyeceği kısmı ağzında dönderip yere geri düşürüyor ve bir türlü öğretemedim. İnşallah onu da öğrendiğinde artık tek başına yaşamaya başlayan bir kuş olacak kendisi.

20260620_154030.jpg
20 haziran. İlk çıktığı gündü.

20260704_175012.jpg
4 temmuz ve burada 14 günlük.

20260708_151121.jpg
8 temmuz ve burada artık anne ve babadan ayırıyorum.

20260709_201046.jpg
9 temmuz. İlk beslemesini yapacağımız gündeyiz.

20260718_193512.jpg20260718_193515.jpg
18 temmuz ve mamanında etkisiyle tüylenmeler var. Burada 28 günlük.

20260724_185352.jpg20260724_185359.jpg
24 temmuz. Kanat tüyleri iyice yerinde.

20260807_125645.jpg20260807_125649.jpg
7 ağustos. Zehirlendikten 24 saat sonraki hali. Kursağı boşlamasını bekliyorum.

20260810_171613.jpg
10 ağustos. Tam 51 günlük ve kameralara yaramazlık yaparken yakalanmakta.😄
 
Üst