Alate Hakkında

Demo

Brachypterous
Yardımsever
Üye
Katılım
2 Ağu 2024
Mesajlar
1,513
Çözümler
77
Tepkime puanı
1,108
Konudan alakasız ancak bir şey soracağım, beslediğimiz koloniler alate ürettikten sonra ne yapıyoruz, onlar uçuş için gitmek mi isterler ne yaparlar kısa bilgi verebilir misiniz acaba ?
Açıkçası bu konudaki her şeyi okumaya üşendim, cevap verildi mi bilmiyorum ama ben yine de kısaca yorum yapmak istiyorum.

Alate üretilirse 4 olası seçenek var:
1. Dişi alate varsa koloniye işçi olarak dahil olabilirler.
2. Ensest çiftleşen bir türse kendi aralarında üreyebilirler.
3. Yapay olarak kendiniz çiftleştirebilirsiniz.
4. Doğaya zamanı gelince uçup çiftleşmesi için salabilirsiniz.
 

BahadirSarp

Brachypterous
Yardımsever
Üye
Katılım
29 Ağu 2024
Mesajlar
1,501
Çözümler
36
Tepkime puanı
1,053
Dedikleriniz doğru ama anlatmaya çalıştığım şey kâr-zarar ilişkisi. Yeni açtığım rehberde alt kısımda çekinik bir alelin popülasyona nasıl girdiğini anlattığım küçük bir yazı var. İşte bu olayın aynısı karıncalarda da olabilir. Biyoloji bir şeyi net kabul etmez çünkü istisnalar hayatın her yerindedir. Bu arkadaşın durumunu bilemiyoruz. Belki arkadaş kraliçeyi satın aldı ve satan adam bunu Antalya'dan alıp Denizli'ye sattı diyelim. Bu durumda kraliçe hiç bağlı olmadığı bir alanda o ekolojiye alışkın değilken o kraliçenin ürettiği bir alete sayesinde bahsettiğim gen taşındı ve bu gen Antalya'dayken Denizli'ye de girdi ki şayet çiftleşirse ki yine bu durumun olma ihtimali çok düşük. Günümüzde dahi karıncaların yaşam oranlarının doğada ne kadar düşük olduğu aşikarken doğduğu andan itibaren önüne sürekli yemek konulan bir aletenin uçup çiftleştikten sonra koloni kurması da bir ihtimal ama işte bu çok düşük.
Fakat dediğim şu, diyelim ki dediğim senaryo oldu. Doğada popülasyon yapısı dediğimiz bir olay vardır; diyelim ki Messor structor karıncaları. Bu karıncaların kurduğu popülasyonlar Denizli'de, Kars'ta, Antalya'da, İzmir'de hepsinde farklıdır. Genetik olarak Denizli'deki ile Antalya'daki bir tutulamaz. "Egzotik veya istilacı bir tür salmıyoruz. Türkiye'de zaten her adımda bulunan yerli bir cinsi salmanın doğaya hiçbir zararı olmaz; aksine, dışarıdan gelen sağlıklı bir gen genetik çeşitliliği artırarak popülasyonu güçlendirir." ifadesinde ise bu durum çok net bir duruma bağlanmış. Ama işte biyoloji istisnaları göz önüne alır, bu hep böyledir. Siz her ne kadar yerel bir türü salsanız dahi o kraliçenin uçtuğu bölgedeki yapı ile salacağınız bölgedeki yapı bir değildir. Bireyin her popülasyonla genetik olarak uyumlu olduğu anlamına gelmez. Ki zaten dışarıdan sağlıklı gen transferi olacağına dair bir kanıt da yok. Sağlıklı gen doğaya bizim müdahalemizle girebiliyorsa yine bizim müdahalemizle hastalık geninin de girebilir demek oluyor, değil mi?
"Balkondan saldığımızda hemen oracıkta kardeşleriyle çiftleşeceklerini düşünmek de karıncaların uçuş içgüdülerine ters bir durum. Doğada alatelerin temel amacı kendi kolonilerinden olabildiğince uzaklaşmak ve gen çeşitliliği için farklı kolonilerin feromonlarını takip etmektir." dediğim olay da işte bu zaten. Ben orada akraba evliliğinden bahsettim, yani eğer alete balkona salınırsa ve balkonda kendi kardeşiyle çiftleşirse bu olur gibi; yani orada doğaya salınmayı değil izole üretimden bahsettim. Diyelim ki uygun zamanda bir şekilde bırakıldı ve uçuşa katıldı. Bu durumda o bölgedeki uçuşa istenmeyen, daha doğrusu planlanmayan şekilde dahil oldu ve çiftleşti. Aslında bir kolonide 100 birey uçtu ve 50'si çiftleşti, bunun da 20'si hayatta kalacakken ve 10'u uçuş yapacakken bu durumda benim saldığım 1 karınca o 10 sayısını koloni özelinde nesil devamlılığı açısından 9'a düşürdü. Aslında bir nevi ben bir koloninin genetiğini çaldım olarak da düşünebiliriz. Bu durumda benim kraliçemde sağlıklı gen olsa bile o genler maalesef seçilerek aktarılmıyor.
Örnek vererek açıklayayım: Diyelim elinde bir Messor alete var. Bu aletede ise varyasyon sonucu oluşmuş bir JH regülasyonunun seviyesini diyelim hafiften etkiliyor. JH; yumurta üretimini, kraliçe aktivitesini vb. etkileyen bir hormon. Diyelim ben alete saldım ve uçup başka koloni erkeğiyle çiftleşti. Diyelim erkekte de larva gelişiminde besin kullanımını, verimliliğini etkileyen bir gen var. Kraliçemiz yere inip koloni de kuruyor. (Sonuçta buraya kadar dediğiniz gibi çiftleşme olabildi ve koloni de kurabildim mantığıyla ilerledim.) Benim kraliçemde yumurta hızı daha stabil olabilir. Stres altında da yumurtlama oranı daha aza inebilir. Erkekten gelen gende de larvaların büyüme verimi değişebilir ve boy dağılımı hafiften kayabilir. Buraya kadar koloni normal şekilde ilerler, sağlıklıdır; yani işçiler anomalili doğmaz, koloni sürdürülebilirdir vs. Ama işte olay burada başlıyor. Tek gen büyük etki yapmaz, ben bunu savunamam da zaten ama o tek gen ile farklı gen birleşip genetik popülasyon farkı oluşturuyor. İşte oluşan bu farklı genler de diğer aletelere aktarılıp birikimli şekilde ilerliyor. Bundan sonra ise bizim kolonimiz yeni alete oluşturup normal şartta o komünitenin alabileceği dengede olan popülasyon sayısını, hatta uçuş sayısını değiştirebiliyor ki bu uç örnek değil.
Yani diyelim bir habitat var ve ben burada diyorum ki bu habitatın alt ve üst sınırında benim Messor uçuş yoğunluğum 20 koloniden 2 bin tane kraliçe. Bu habitatın taşıma kapasitesi (carrying capacity) ve yıllardır oluşmuş doğal dengesi de yaklaşık bu yoğunluğa göre şekillenmiş olsun. Ben dışarıdan bir koloni eklediğimde tek başına “ekosistemi çökertmiş” olmam ki bu da beklenmez; ancak tamamen etkisiz olduğunu söylemek veya olumlu etkiye sahip, olumsuz etkiye sahip olduğunu söylememek de doğru olmaz. Çünkü artık sisteme, normalde o sezon o bölgede bulunmayacak ek bir üreme kaynağı eklenmiş oluyor. Bu durumda 20 değil 21 koloni oluyor ve 2 bin değil 2100 potansiyel kraliçe ve erkek uçuş yapıyor.
Karıncalarda özellikle nuptial flight dönemlerinde sayı önemlidir. Doğada zaten çok büyük bir ölüm oranı vardır ve çoğu alete koloni kuramaz. Fakat popülasyon biyolojisinde küçük eklemeler bile uzun vadede gen akışını ve rekabet yoğunluğunu değiştirebilir. Örneğin benim eklediğim koloniden çıkan alateler:
mevcut kolonilerle aynı kaynaklar için rekabete girebilir çünkü yine aynı habitattalar.
uygun yuva noktalarının kullanım oranını artırabilir ki zaten çalışmalarda, hatta gözlemde de gösterir ki her karıncanın kendine uygun toprak seçme yapısı vardır. Toprak zaten kısıtlıysa ve ben bir de üstüne buradan potansiyel kraliçe eklersem?
aynı uçuş gününde eşleşme havuzundaki birey oranını küçük de olsa değiştirebilir. Hiç etki etmez değil, mutlaka belki 1000'de 1 bile olsa etkiler.
Bu, “bir koloni bıraktım ve tüm habitat değişti” gibi dramatik bir olay değildir; ancak “hiçbir etkisi yoktur veya olumlu geni ben doğaya sokarım” demek de bilimsel olarak fazla kesin olur. Çünkü popülasyon ekolojisinde sistemler genellikle dengeye çok sayıda küçük etkinin toplamıyla ulaşır. Yani birikimlidir.
Özellikle sosyal böceklerde önemli nokta şudur: Doğadaki denge yalnızca türün varlığıyla değil, o türün popülasyon yoğunluğu, uçuş zamanı, koloni sayısı ve gen akışıyla da ilişkilidir. İnsan müdahalesiyle eklenen her yeni koloni, küçük ölçekte de olsa bu parametrelerden birini değiştirebilir. Rekabetten örnek vereyim. Doğada sürekli iç göç ve dış göçler yaşanmakta ve bu da ister istemez gen havuzuna olumlu veya olumsuz etki etmektedir. Bu durumda yine dediğim üzere rekabet olayına gelelim. Dengede bir sistemde öncelikle canlılar oraya gelir ve yüksek üreme sayılarıyla çoğalırlar. Sonra ölümler başlar ve ardından sistem dengeye gelir; en basit haliyle doğal bir ortam oluşumu bu şekildedir. Şimdi ben bu habitat denge içindeyken istenmedik şekilde başka bir kraliçe daha eklersem bu sefer eş için rekabet artıyor, yemek için, yuva için rekabet artıyor. Bir kraliçenin yaşaması belki 10 sene sonra o habitata olmaması gerektiği şekilde, taşıma kapasitesinin sınırını zorlayacak şekilde 3-5 kraliçe daha katıyor. Bu durumda yine bulunan ortama göre habitat bunu kaldırır çünkü doğa dediğimiz şey öyle çıtkırıldım değil, koca doğadan bahsediyoruz; yani aslında evrim mekanizmasını bile elinde tutan bir yer. Fakat işte biyoloji buna "Ya koca doğa, ben saldım 1 kraliçe yaşadı ne olacak?" diye bakmıyor. Biyoloji şunu düşünür: "Ben bu kraliçeyi saldım ama şöyle olursa böyle olur." Sonra ihtimaline bakar ve evet, ihtimali varsa sonra birikim mantığına bakar. Dediğim fazladan rekabete eleman girmesi gibi. Biyolojide istisnalar vardır ama kaideyi bozmaz, bu bir gerçek ve buna karşı çıkamam fakat biyoloji net konuşmaz.
Yazdığım örnekler zaten çok çok uç örnek değil. Yazdığım örneklere bir ihtimal gözüyle bakarsanız, yani dediğiniz gibi genetiğe nasıl yeni gen sokabiliyorsak bunları da sokmuş oluyoruz olarak genel kalıpta bakarsak bunların da ihtimali var. Kısaca yazınıza asla karşı değilim ve dedikleriniz doğru ama işte bir noktada sorun var; biyoloji net değildir ve biyoloji sadece şunu demez: "Ben kraliçeyi saldım, bu gen havuza girdi, faydalıydı tamam, doğaya da faydam oldu." Fakat bu durumda rekabet arttı, diğer koloniler daha fazla alete üretme isteğine girdi, yayılım genişlemek zorunda kaldı... Bunlar da sonuç olarak bu saydığınız örneğin getirisi olmak mecburiyetinde değil mi?
Hatta spesifik bir örnek vereyim: Bir oda düşünün, oda kocaman, hatta bir ucundan bir ucu gözükmüyor. Sürekli de önünüze yemek konuyor ama bu yemekleri sofralarda ortak olarak yiyorsunuz. Sonradan yemeklere dahil olan sürekli bir denge popülasyonundasınız. Yani size yetecek yemek, sizin büyüme oranınızla orantılı artışta. Bu durumda odaya fazladan sürekli birilerini getiren biri girdi. Bu durumda yemek için daha fazla rekabet olacak değil mi? Hani direkt itiş kakış veya bağırma çağırma değil ama biraz daha hızlı yenilecek yemekler. İşte biyoloji de bunu diyor. Doğa çok hassas dengede ve bu denge her gün aslında insan eliyle bozuluyor da. Sizin yanlışlıkla eve hapsettiğiniz sinek de aslında bu dengeye örnek ama işte doğaya o olumlu ya da olumsuz etkisi gözle görülemeyecek kadar küçük. Ama birikimli etki dediğimiz şey olursa işte o zaman aslında işler görülmeye başlıyor.
Demek istediğimi özetleyecek olursam: Olası olarak bir genin getirdiği doğaya ve çevreye olumlu genin yanı sıra, getirdiği birçok da etki ve rekabet ürünü de var ve bunlar sadece ama sadece ihtimal; yani olması aslında çok çok çok düşük ihtimaldeki şeyler. Ama yine de bu senaryonun yaşanması uç örnek değil ki zaten bu varyasyonlar da doğada saydığım bu çiftleşme ve gen aktarımı sayesinde hemen hemen her gün olan şeyler. Yani mantıklı açıdan kâr-zarar ilişkisine bakıldığında olası olarak diyelim ki oldu da bu koloni yaşadı ve olası etkileri saydığınız şekilde oldu. Bu durumda sizce doğa kârlı mı yoksa zararlı mı?


Hayır hayır, kesinlikle şunu demiyorum; olay yanlış anlaşılmış. Ben "Doğaya bu aleteyi salarsam ve çiftleşirse doğal dengeyi bozarım." demiyorum ki zaten böyle bir şey yok, burada tamamen haklısınız. Ama dediğim şey kâr-zarar ilişkisi. Yani aslında o koloniyi aldıysam artık bende dursun, değil mi? Doğaya salmamın da bir mantığı yok yani.
Olası olarak doğuracağı sonuçlar doğaya saldığımda, ben size söyleyeyim, yüksek ihtimalle hatta %90 ihtimal ile uçacak ve çiftleşecek erkek bulamayacak veya aynı tür uçuşuna denk gelemeyecek ve en sonunda ölecek. Mutlak sonuç bu. Fakat olasılık ihtimaline baktığımızda bunlar da böyledir; yani doğaya fayda yerine, bir noktada aslında kâr-zarar ilişkisi içerisinde 1 fayda sağlarken küçük de olsa 5 zarar verebilirsiniz demek istedim. Tabii bunların hepsine "Kesin böyle olur." demedim, hepsini ihtimallere dayandırdım. Belki çok uç örnekler vardır, olabilir; şimdiden affola. Ama biyoloji her şeyi bütün olarak inceler; yani mesela doğaya alete saldım, "Şöyle faydası oldu." der ama biyolojinin bakış açısında o faydayken arka planda "Bunlar da zarar ve hatta bunlar da nötr etki." diyerek inceler. Anlatmak istediğim buydu.
Ki zaten doğaya salmanın da mantıklı bir açıklamasını bulamadım; yani en olası sonuçta bile ölecek bir canlı için, en azından elimde dursun ve ölmektense benimle bu şekilde yaşasın. Tabii orada da koloninin istisnai zorlamaları vs. olabilir, o ayrı.
Mikrox hocam, popülasyon genetiği ve kâr-zarar ilişkisi üzerine kurduğun mantığı ve ekosistemi koruma kaygını anlıyorum. Ancak bu endişeler daha çok memeli biyolojisinin popülasyon dinamiklerine dayanıyor ve sosyal böceklerin, özellikle de karıncaların ekolojik gerçekleriyle tam olarak uyuşmuyor. Bahsettiğin uyumsuz veya zararlı çekinik bir genin popülasyona sızıp nesilden nesile kümülatif olarak birikmesi senaryosu, karıncaların sahip olduğu haplodiploid üreme sisteminde pratik olarak işlemez. R. H. Crozier ve J. H. Werren gibi araştırmacıların literatürdeki çalışmalarında detaylıca incelendiği üzere, haplodiploid sistemde dişiler diploid iken erkekler döllenmemiş yumurtadan geliştikleri için haploiddir. Haploid erkek karıncalarda kromozomun yedeği bulunmadığı için çekinik gen kavramı etkisini tamamen yitirir. Doğaya salınan kraliçe senin belirttiğin gibi larva gelişimini, besin kullanım verimliliğini veya juvenil hormon regülasyonunu bozan zararlı bir gen taşıyorsa, bu gen ürettiği erkek bireylerde doğrudan fenotipe yansır. Bildiğimiz gibi erkek karıncaların tek biyolojik amacı nuptial flight ritüelini başarıyla tamamlamaktır. Uçuş kasları zayıf gelişmiş, feromon reseptörleri hatalı çalışan veya genel fizyolojik kondisyonu düşük olan bir erkek karınca, uçuş sırasındaki yoğun rekabeti aşıp bir prensesle çiftleşemez. Haplodiploid purging mekanizması tam olarak burada devreye girer. Popülasyonu bozacak hatalı genler sistemde gizlice birikme fırsatı bulamadan, haploid erkekler üzerinden doğal seçilimle hızlıca ve kesin bir biçimde elenir.

Dışarıdan bir kraliçe eklemenin bölgedeki uçuş dinamiğini, yerel genetiği ve popülasyon yapısını bozacağı yönündeki varsayımın ise istilacı tür biyolojisindeki propagül baskısı kavramını tam karşılamıyor. Bir canlının veya yeni bir genetik varyasyonun girdiği yeni bir habitatta tutunabilmesi ve yerel gen havuzunu kendi yönüne kaydırabilmesi için propagül baskısının çok yüksek olması gerekir. Bu da ancak çok sayıda bireyin, çok uzun bir zaman dilimi boyunca sürekli olarak o habitata salınmasıyla mümkündür. Messor, Tetramorium veya Cataglyphis gibi cinslerin yerel popülasyonlarının koca bir coğrafyada her sezon on binlerce kraliçe uçurduğu bir ekosisteme, izole bir ortamda yetiştirilmiş birkaç kraliçenin dahil olması istatistiksel anlamda genetik bir dalgalanma yaratmaz. Antalya'dan Denizli'ye taşınan bir gen senaryosunda, eğer bu dışarıdan gelen genetik yapı Denizli'nin florasına, toprak yapısına veya iklimine uyumsuzsa, arındırıcı seçilim zaten o kraliçeyi ilk kış uykusu evresinde veya ilk işçilerin çıkış aşamasında elimine eder. Aksine, eğer bu gen bölgede hayatta kalmayı başarıp uçuşlara katılabilecek olgunluğa erişen bir koloni kurabiliyorsa, bu durum o genetik varyasyonun o habitata adaptif olduğunu gösterir. Bu senaryo popülasyonu çökertmekten veya zayıflatmaktan ziyade, heterozis etkisi yaratarak yerel kolonilerin çevresel streslere, patojenlere veya iklimsel değişimlere karşı genetik direncini artırır.

Taşıma kapasitesi üzerinden yaptığın rekabet ve kaynak paylaşımı hesabı da r-seçilim stratejisiyle çoğalan sosyal böceklerde memelilerdeki K-seçilim mantığıyla çalışmaz. Taşıma kapasitesi uçan kraliçelerin veya erkeklerin sayısını değil, o coğrafyada kalıcı olarak barınabilecek olgun kolonilerin üst sınırını belirler. Doğaya fazladan elli veya yüz kraliçe salındığında sistemdeki kalıcı yuva alanı ve besin rekabeti lineer olarak artmaz. Nuptial flight sırasındaki ölüm oranları zaten popülasyon ekolojisinin en yüksek değerlerinden birine sahiptir ve uçan kraliçelerin neredeyse tamamı koloni kurma aşamasına dahi geçemeden predatörlere av olur veya çevresel faktörlere yenik düşer. Senin dışarıdan eklediğin kraliçeler, sistemde yeni ve kalıcı bir rekabet unsuru yaratmaktan ziyade, o anki biyokütle akışına dahil olarak yerel predatörlere anlık bir besin kaynağı oluşturur. Ekosistem, taşıma kapasitesinin üzerindeki her popülasyon fazlalığını yoğunluğa bağlı ölüm mekanizmalarıyla kendi dengesine çeker. Claustral evreyi atlatıp işçi çıkaran ve diğer kolonilerle rekabete girecek kadar büyüyen koloni sayısı, uçuşa katılan birey sayısından bağımsız olarak sadece o habitatın sunabileceği uygun yuva alanı ve mikro-iklim şartlarıyla sınırlıdır.

Kısacası, sağlıklı büyütülmüş yerel bir karınca türünün uçuşlara katılması, bahsettiğin gibi kümülatif ve uzun vadeli bir yıkım getirmez. Senin kâr-zarar modelin, genetik sürüklenmenin ve akraba çiftleşmesinin çok yüksek olduğu, dar alanlara sıkışmış izole sistemler için daha geçerli olabilir. Ancak kıtasal popülasyonlarda, haplodiploid genetik yapının ve r-seçilim stratejisinin getirdiği filtreleme mekanizmaları, senin bahsettiğin varyasyonların ekosistemi taşıma kapasitesi yönünden zorlamasına izin vermez. Popülasyon dinamikleri ve evrimsel ekoloji kuralları çerçevesinde sistemin tolere edemeyeceği bir risk unsuru bulunmamaktadır; doğa dışarıdan gelen bu genetik materyali kendi dinamikleri içinde eliterek ya elimine eder ya da gen havuzuna faydalı bir varyasyon olarak entegre eder.







Yanlışım varsa düzeltirseniz sevinirim çok zevkli ve yararlı bir tartışma olmaya başladı bence.
 

Seuthes

Larva
Üye
Katılım
13 Mar 2025
Mesajlar
51
Çözümler
3
Tepkime puanı
28
Benim bildiğim messorlarda inbreeding olmuyor zaten, yanlışım varsa düzeltin.
 

Black07

Pupa
Üye
Katılım
12 Kas 2024
Mesajlar
169
Çözümler
2
Tepkime puanı
82
Hocam bende 2 farklı koloni var türlerinden emin değilim. Bir koloni tüm siyah diğer koloni thorax ve kafa kahverengi eğer iki kolonide alate üretirse çiftleşme ihtimalleri var mıdır ?
Benim konu arada kaynadı sanırım 😂
 

Mikrox

Larva
Üye
Katılım
12 Nis 2026
Mesajlar
94
Tepkime puanı
86
Mikrox hocam, popülasyon genetiği ve kâr-zarar ilişkisi üzerine kurduğun mantığı ve ekosistemi koruma kaygını anlıyorum. Ancak bu endişeler daha çok memeli biyolojisinin popülasyon dinamiklerine dayanıyor ve sosyal böceklerin, özellikle de karıncaların ekolojik gerçekleriyle tam olarak uyuşmuyor. Bahsettiğin uyumsuz veya zararlı çekinik bir genin popülasyona sızıp nesilden nesile kümülatif olarak birikmesi senaryosu, karıncaların sahip olduğu haplodiploid üreme sisteminde pratik olarak işlemez. R. H. Crozier ve J. H. Werren gibi araştırmacıların literatürdeki çalışmalarında detaylıca incelendiği üzere, haplodiploid sistemde dişiler diploid iken erkekler döllenmemiş yumurtadan geliştikleri için haploiddir. Haploid erkek karıncalarda kromozomun yedeği bulunmadığı için çekinik gen kavramı etkisini tamamen yitirir. Doğaya salınan kraliçe senin belirttiğin gibi larva gelişimini, besin kullanım verimliliğini veya juvenil hormon regülasyonunu bozan zararlı bir gen taşıyorsa, bu gen ürettiği erkek bireylerde doğrudan fenotipe yansır. Bildiğimiz gibi erkek karıncaların tek biyolojik amacı nuptial flight ritüelini başarıyla tamamlamaktır. Uçuş kasları zayıf gelişmiş, feromon reseptörleri hatalı çalışan veya genel fizyolojik kondisyonu düşük olan bir erkek karınca, uçuş sırasındaki yoğun rekabeti aşıp bir prensesle çiftleşemez. Haplodiploid purging mekanizması tam olarak burada devreye girer. Popülasyonu bozacak hatalı genler sistemde gizlice birikme fırsatı bulamadan, haploid erkekler üzerinden doğal seçilimle hızlıca ve kesin bir biçimde elenir.

Dışarıdan bir kraliçe eklemenin bölgedeki uçuş dinamiğini, yerel genetiği ve popülasyon yapısını bozacağı yönündeki varsayımın ise istilacı tür biyolojisindeki propagül baskısı kavramını tam karşılamıyor. Bir canlının veya yeni bir genetik varyasyonun girdiği yeni bir habitatta tutunabilmesi ve yerel gen havuzunu kendi yönüne kaydırabilmesi için propagül baskısının çok yüksek olması gerekir. Bu da ancak çok sayıda bireyin, çok uzun bir zaman dilimi boyunca sürekli olarak o habitata salınmasıyla mümkündür. Messor, Tetramorium veya Cataglyphis gibi cinslerin yerel popülasyonlarının koca bir coğrafyada her sezon on binlerce kraliçe uçurduğu bir ekosisteme, izole bir ortamda yetiştirilmiş birkaç kraliçenin dahil olması istatistiksel anlamda genetik bir dalgalanma yaratmaz. Antalya'dan Denizli'ye taşınan bir gen senaryosunda, eğer bu dışarıdan gelen genetik yapı Denizli'nin florasına, toprak yapısına veya iklimine uyumsuzsa, arındırıcı seçilim zaten o kraliçeyi ilk kış uykusu evresinde veya ilk işçilerin çıkış aşamasında elimine eder. Aksine, eğer bu gen bölgede hayatta kalmayı başarıp uçuşlara katılabilecek olgunluğa erişen bir koloni kurabiliyorsa, bu durum o genetik varyasyonun o habitata adaptif olduğunu gösterir. Bu senaryo popülasyonu çökertmekten veya zayıflatmaktan ziyade, heterozis etkisi yaratarak yerel kolonilerin çevresel streslere, patojenlere veya iklimsel değişimlere karşı genetik direncini artırır.

Taşıma kapasitesi üzerinden yaptığın rekabet ve kaynak paylaşımı hesabı da r-seçilim stratejisiyle çoğalan sosyal böceklerde memelilerdeki K-seçilim mantığıyla çalışmaz. Taşıma kapasitesi uçan kraliçelerin veya erkeklerin sayısını değil, o coğrafyada kalıcı olarak barınabilecek olgun kolonilerin üst sınırını belirler. Doğaya fazladan elli veya yüz kraliçe salındığında sistemdeki kalıcı yuva alanı ve besin rekabeti lineer olarak artmaz. Nuptial flight sırasındaki ölüm oranları zaten popülasyon ekolojisinin en yüksek değerlerinden birine sahiptir ve uçan kraliçelerin neredeyse tamamı koloni kurma aşamasına dahi geçemeden predatörlere av olur veya çevresel faktörlere yenik düşer. Senin dışarıdan eklediğin kraliçeler, sistemde yeni ve kalıcı bir rekabet unsuru yaratmaktan ziyade, o anki biyokütle akışına dahil olarak yerel predatörlere anlık bir besin kaynağı oluşturur. Ekosistem, taşıma kapasitesinin üzerindeki her popülasyon fazlalığını yoğunluğa bağlı ölüm mekanizmalarıyla kendi dengesine çeker. Claustral evreyi atlatıp işçi çıkaran ve diğer kolonilerle rekabete girecek kadar büyüyen koloni sayısı, uçuşa katılan birey sayısından bağımsız olarak sadece o habitatın sunabileceği uygun yuva alanı ve mikro-iklim şartlarıyla sınırlıdır.

Kısacası, sağlıklı büyütülmüş yerel bir karınca türünün uçuşlara katılması, bahsettiğin gibi kümülatif ve uzun vadeli bir yıkım getirmez. Senin kâr-zarar modelin, genetik sürüklenmenin ve akraba çiftleşmesinin çok yüksek olduğu, dar alanlara sıkışmış izole sistemler için daha geçerli olabilir. Ancak kıtasal popülasyonlarda, haplodiploid genetik yapının ve r-seçilim stratejisinin getirdiği filtreleme mekanizmaları, senin bahsettiğin varyasyonların ekosistemi taşıma kapasitesi yönünden zorlamasına izin vermez. Popülasyon dinamikleri ve evrimsel ekoloji kuralları çerçevesinde sistemin tolere edemeyeceği bir risk unsuru bulunmamaktadır; doğa dışarıdan gelen bu genetik materyali kendi dinamikleri içinde eliterek ya elimine eder ya da gen havuzuna faydalı bir varyasyon olarak entegre eder.







Yanlışım varsa düzeltirseniz sevinirim çok zevkli ve yararlı bir tartışma olmaya başladı bence.
Estağfurullah, yanlışınız yok fakat dediğim şey şuydu: Bunlar kesin böyle olur değil ve zaten dediğim gibi bu senaryoda salsak %90 ihtimalle öleceği bir senaryodan aslında yola çıkılarak "ya olursa" mantığıyla ilerlendi. Ben orada aslında rekabetten bahsederken de belirli bir habitat için bahsettim. Örnek vereyim; doğanın bir bölgesindeki habitat her geçen gün hem insan faktörü hem de dediğiniz gibi av-avcı ilişkisiyle değişir. Yani ya daralır ya genişler.
Diğer yandan aslında verilen örneklerde, sizin örneklerinizde de benim örneklerimde de büyük oranda genellemeye dayalı; çünkü doğanın ne ve nasıl bir şartta o karıncayı etkileyeceğini asla bilemeyiz. Örneğin benim dediğim gibi rekabeti artırıcı etki, olasılık dahilinde de olsa var, evet bu bir gerçek; ama genel açıdan bu konuya parantez açarsak da bu konuda tür içi ve türler arası rekabetler de var. Ama işte bu saydığım olasılığın gerçekleşmesi dar alan habitatlarında gerçekleşiyor. Büyük alanda, örneğin yeterli besin ve tam kapasitesinin altında bir popülasyonda bu kraliçeyi salmak, hatta 3-5 tane salmak da pek bir şey değiştirmez ki zaten büyük oranda da hayatta kalamıyorlar. Yine de hayatta kalsa dahi, uçuş içi ölecek ve hayatta kalacak sayıdaki kraliçeyle doğal olaylar çerçevesinde; sel baskınından veyahut büyük bir canlının yuvayı yıkmasından kaynaklı olacak ölümlerle bu hayatta kalan kraliçeler, grafiği dengeleyecek seviyede bir şekilde orantılı olarak çalışabilirler. Cümle biraz garip oldu, toparlayamadım kusura bakmayın.😅 Özet geçersem demek istediğim; belirli habitatlarda tamamen etkisiz sayılacak bir olay veya tamamen olumlu, olumsuz sayılacak olay yoktur. Bu şey gibi; durağan evrimin evrimden sayılmaması gibi. Yani aslında demek istediğim; doğal açıdan doğadaki her ama her ince ayrıntıyı düşünürsek burada vereceğimiz olasılıklar katlanarak artar ve bu işin sonu olmaz. Ben de kısa ve özet bilgiyle habitatlardaki rekabet ilişkilerine değindim.

Klasik bir bakteri örneği vardı, şu anda türünü unuttum. Yanlış değilsem Pseudomonas aeruginosa ve bir başka türü aynı ortama ekildiğinde ve ortama sınırlı bir sayıda besin eklendiğinde rekabet görülebiliyordu. Burada da onu karıncaya örneklemeye çalıştım; yani biz bir kraliçe saldığımızda şayet yaşarsa ve ürerse rekabet özelinde bunlar bunlar, mutualist ilişkide bunlar bunlar, amensalizm özelinde bunlar vs. olur diye açıklamaya çalıştım ama dediğim gibi bunu doğanın kalıbında, olasılıkları kısaltarak anlatmak çok zor. Çünkü siz de bilirsiniz ki bir uçuşta doğal afetten tutun; rüzgarın esiş yönü, hava sıcaklığı, nem, rüzgar şiddeti, uçulan bölgenin görüş açısı, uçulan bölge vb. binlerce sayacağımız etki var. Ben de burada hepsini örnekleyemediğim için kısaca olasılık çerçevesinde "izole bir sistemde bunu yaparsak böyle olur" diye örnek verdim ki bunu 20 tane Messor kolonisinden verdiğim örnekle ve 100 tane diye stabil sayı vermemden de anlamışsınızdır. Bundan dolayı aslında olayı genel kalıbıyla incelemek ve olası sonuçlar çerçevesinde kâr-zarar ilişkisi kafada otursun diye bunu söyledim. Yoksa zaten saldığım o kraliçe yaşasa dahi etrafa dediğiniz gibi koloni baskılayıcı etki yaratmaz ki onu da yazımda o şekilde yazmadım, sanırım orası yanlış anlaşılmış.
"Doğaya fazladan elli veya yüz kraliçe salındığında sistemdeki kalıcı yuva alanı ve besin rekabeti lineer olarak artmaz. Nuptial flight sırasındaki ölüm oranları zaten popülasyon ekolojisinin en yüksek değerlerinden birine sahiptir ve uçan kraliçelerin neredeyse tamamı koloni kurma aşamasına dahi geçemeden predatörlere av olur veya çevresel faktörlere yenik düşer. Senin dışarıdan eklediğin kraliçeler, sistemde yeni ve kalıcı bir rekabet unsuru yaratmaktan ziyade, o anki biyokütle akışına dahil olarak yerel predatörlere anlık bir besin kaynağı oluşturur."
İşte burada yine dediğim gibi birçok etki devreye giriyor. Salınan kraliçelerdeki parazit riski bile bu durumda düşünülecek en uç örnek olmaz mı? Biz yeri geldiğinde doğadan, çayırdan alınan böceğin bile ev ortamındaki koloniye verilmesinden korkarız; "parazit riski veya ilaç riski yüksek" diye. Ki kaldı ki bu popülasyonda da ölen kraliçeler zaten yem oluyor veya doğaya karışıp bitkiye besin oluyor da diyebiliriz hatta. Burada da aslında bu örnekteki çıkarımdan şu yapılabilir: Ya salınan kraliçelerde parazit varsa? Ya 5-6 tanesi hayatta kalırsa? (Evet, bu etki etmeyebilir.) Yine aynı şekilde bir uçuş esnasında salındığını düşünürsek? Yine aynı şekilde daralmakta olan bir popülasyona bunu salmışsak? Gibi birçok soru gelir akla. Bu noktada dediğim şu: Ben bunları yazarken hepsinin örneğini olabilecek olası örneklerden verdim ki zaten öyle de. Doğada bir türün ekolojiyi bozması veya etkilemesi için istilacı olması gerekmez. İç göç veya dış göç de o popülasyonu etkiler. Bunların hepsini bir örnekte veremeyeceğim için izole ortamda ve hatta dar bir habitatta, olası rekabet ve uçuş ekolojisini merkeze alarak bir hikayeleştirme yaptım. Yani aslında doğal olarak salınırsa doğaya aman aman bir etkisi olmayacağını biliyorum ama o kraliçe ölse dahi yine doğaya olumlu ya da olumsuz etki etmiş oluyorum. En gerçekçi senaryodan bir örnek vereyim: Ben kraliçeyi saldım ve öldü. Ardından bir başka koloniye bu besin oldu veya toprağa karıştı. Toprakta nitrifikasyon süreci başladı veya benzeri ayrıştırıcılar, hatta toprak ve su etkileşimiyle ayrışma başladı ve çok az bir şekilde doğaya etki ettim. Bu durumda işte ettiğim etki milyarda, belki trilyonda bir bile olsa etkisi oluyor. Bir de bunu şimdi izole bir sistemde, dar habitatta yaptığımızı düşünürsek? İşte ben de böyle düşünerek "dar habitatta bunlar yaşanabilir, yani yine de salsanız bir şey değişmeyecek ama bunların da ihtimalleri var" gibi bir çıkarım yaptım. Yoksa dediklerinize katılmaktayım zaten, karşı çıkmam; fakat doğa dediğim gibi o kadar hassas bir dengede ki her canlıyla, hatta aldığımız oksijenle bile doğaya nötr veya olumlu veya olumsuz etki ediyoruz. Ama işte bunların etkisi, önemsemeyi geç, görülmeyecek kadar küçük olan etkiler. Yine aynı şekilde bu hassaslıkta doğa, son açtığım rehberdeki gibi bir noktada evrim mekanizmasındaki doğal seçilim gibi acımasız tarafını da gösterebiliyor. Bu durumda da bizim saldığımız bir kraliçeyi bırakın, senelerdir orada olan binlerce işçili koloniyi bile yok edecek düzeyde seçilim yapabiliyor.
Kısaca aslında ikimiz de aynı şey olan "ben salsam bir şey olmaz" düşüncesindeyiz; ama benim anlatmak istediğim de her ihtimal işe katılamaz diye ben de izole sistemden örnek verdim ve bu saydıklarım izole sistemde bakılırsa hiç de uç örnek olmuyor. Aynı şekilde benim veya sizin saydığınız önergelerde de doğal şartlara baktığımızda, en ufak bir olumsuzluk veya en ufak önemsiz dediğimiz rüzgarın bir anda yön değiştirmesi üzerine uçuşa aman aman olmasa da etkisi yine olabiliyor. Yani bu durumda ikimizin de, hatta biyolojik olarak biyoloji kalıbında kimsenin, her ihtimali göze alıp "böyle olursa böyle olur" diye yazması imkansız. Ki zaten yazan varsa da büyük saygı duyarım.😅 Ondan dolayı yine de doğaya fayda-zarar kalıbında bakmak, spesifik olarak aslında doğaya dokunmasak da aynı yola çıkacak ile aynı yola çıkar. Yani benim bahçemdeki bir koloniye verdiğim 2 cm'lik un kurdu belki o anki ihtiyacı karşılar ama işte bu etki doğaya veya koloniye milyonda bir etkidir. Yoksa demek istediğim; biz şu an bile doğayla bir noktada iç içeyiz. Benim dediğim şey de aslında bu.
Kısaca (bu kelimeyi kaçıncı kez yazdım bilmiyorum ama) ikimiz de aynı şeyi, aynı şekilde ve doğru düşünüyoruz. Sadece ayrıldığımız nokta; hangi büyüklükte olursa olsun doğaya saldığım bu karınca o ekosistemde bir şekilde etkili olacaktır. Bunun oranı da milyarda bir, belki daha da azdır ama etkisi her halükarda vardır. Haa, bu durumda doğal dengeye zarar mı verir, hayır; ama yapmasam da bir şey değişir miydi, hiçbir şey değişmezdi. Çünkü dediğim gibi en en uç noktaları bile biyoloji düşünürken biz düşünemiyoruz maalesef. 🙂 Tartışma için teşekkürler.
 
Üst