Mikrox hocam, popülasyon genetiği ve kâr-zarar ilişkisi üzerine kurduğun mantığı ve ekosistemi koruma kaygını anlıyorum. Ancak bu endişeler daha çok memeli biyolojisinin popülasyon dinamiklerine dayanıyor ve sosyal böceklerin, özellikle de karıncaların ekolojik gerçekleriyle tam olarak uyuşmuyor. Bahsettiğin uyumsuz veya zararlı çekinik bir genin popülasyona sızıp nesilden nesile kümülatif olarak birikmesi senaryosu, karıncaların sahip olduğu haplodiploid üreme sisteminde pratik olarak işlemez. R. H. Crozier ve J. H. Werren gibi araştırmacıların literatürdeki çalışmalarında detaylıca incelendiği üzere, haplodiploid sistemde dişiler diploid iken erkekler döllenmemiş yumurtadan geliştikleri için haploiddir. Haploid erkek karıncalarda kromozomun yedeği bulunmadığı için çekinik gen kavramı etkisini tamamen yitirir. Doğaya salınan kraliçe senin belirttiğin gibi larva gelişimini, besin kullanım verimliliğini veya juvenil hormon regülasyonunu bozan zararlı bir gen taşıyorsa, bu gen ürettiği erkek bireylerde doğrudan fenotipe yansır. Bildiğimiz gibi erkek karıncaların tek biyolojik amacı nuptial flight ritüelini başarıyla tamamlamaktır. Uçuş kasları zayıf gelişmiş, feromon reseptörleri hatalı çalışan veya genel fizyolojik kondisyonu düşük olan bir erkek karınca, uçuş sırasındaki yoğun rekabeti aşıp bir prensesle çiftleşemez. Haplodiploid purging mekanizması tam olarak burada devreye girer. Popülasyonu bozacak hatalı genler sistemde gizlice birikme fırsatı bulamadan, haploid erkekler üzerinden doğal seçilimle hızlıca ve kesin bir biçimde elenir.
Dışarıdan bir kraliçe eklemenin bölgedeki uçuş dinamiğini, yerel genetiği ve popülasyon yapısını bozacağı yönündeki varsayımın ise istilacı tür biyolojisindeki propagül baskısı kavramını tam karşılamıyor. Bir canlının veya yeni bir genetik varyasyonun girdiği yeni bir habitatta tutunabilmesi ve yerel gen havuzunu kendi yönüne kaydırabilmesi için propagül baskısının çok yüksek olması gerekir. Bu da ancak çok sayıda bireyin, çok uzun bir zaman dilimi boyunca sürekli olarak o habitata salınmasıyla mümkündür. Messor, Tetramorium veya Cataglyphis gibi cinslerin yerel popülasyonlarının koca bir coğrafyada her sezon on binlerce kraliçe uçurduğu bir ekosisteme, izole bir ortamda yetiştirilmiş birkaç kraliçenin dahil olması istatistiksel anlamda genetik bir dalgalanma yaratmaz. Antalya'dan Denizli'ye taşınan bir gen senaryosunda, eğer bu dışarıdan gelen genetik yapı Denizli'nin florasına, toprak yapısına veya iklimine uyumsuzsa, arındırıcı seçilim zaten o kraliçeyi ilk kış uykusu evresinde veya ilk işçilerin çıkış aşamasında elimine eder. Aksine, eğer bu gen bölgede hayatta kalmayı başarıp uçuşlara katılabilecek olgunluğa erişen bir koloni kurabiliyorsa, bu durum o genetik varyasyonun o habitata adaptif olduğunu gösterir. Bu senaryo popülasyonu çökertmekten veya zayıflatmaktan ziyade, heterozis etkisi yaratarak yerel kolonilerin çevresel streslere, patojenlere veya iklimsel değişimlere karşı genetik direncini artırır.
Taşıma kapasitesi üzerinden yaptığın rekabet ve kaynak paylaşımı hesabı da r-seçilim stratejisiyle çoğalan sosyal böceklerde memelilerdeki K-seçilim mantığıyla çalışmaz. Taşıma kapasitesi uçan kraliçelerin veya erkeklerin sayısını değil, o coğrafyada kalıcı olarak barınabilecek olgun kolonilerin üst sınırını belirler. Doğaya fazladan elli veya yüz kraliçe salındığında sistemdeki kalıcı yuva alanı ve besin rekabeti lineer olarak artmaz. Nuptial flight sırasındaki ölüm oranları zaten popülasyon ekolojisinin en yüksek değerlerinden birine sahiptir ve uçan kraliçelerin neredeyse tamamı koloni kurma aşamasına dahi geçemeden predatörlere av olur veya çevresel faktörlere yenik düşer. Senin dışarıdan eklediğin kraliçeler, sistemde yeni ve kalıcı bir rekabet unsuru yaratmaktan ziyade, o anki biyokütle akışına dahil olarak yerel predatörlere anlık bir besin kaynağı oluşturur. Ekosistem, taşıma kapasitesinin üzerindeki her popülasyon fazlalığını yoğunluğa bağlı ölüm mekanizmalarıyla kendi dengesine çeker. Claustral evreyi atlatıp işçi çıkaran ve diğer kolonilerle rekabete girecek kadar büyüyen koloni sayısı, uçuşa katılan birey sayısından bağımsız olarak sadece o habitatın sunabileceği uygun yuva alanı ve mikro-iklim şartlarıyla sınırlıdır.
Kısacası, sağlıklı büyütülmüş yerel bir karınca türünün uçuşlara katılması, bahsettiğin gibi kümülatif ve uzun vadeli bir yıkım getirmez. Senin kâr-zarar modelin, genetik sürüklenmenin ve akraba çiftleşmesinin çok yüksek olduğu, dar alanlara sıkışmış izole sistemler için daha geçerli olabilir. Ancak kıtasal popülasyonlarda, haplodiploid genetik yapının ve r-seçilim stratejisinin getirdiği filtreleme mekanizmaları, senin bahsettiğin varyasyonların ekosistemi taşıma kapasitesi yönünden zorlamasına izin vermez. Popülasyon dinamikleri ve evrimsel ekoloji kuralları çerçevesinde sistemin tolere edemeyeceği bir risk unsuru bulunmamaktadır; doğa dışarıdan gelen bu genetik materyali kendi dinamikleri içinde eliterek ya elimine eder ya da gen havuzuna faydalı bir varyasyon olarak entegre eder.
Yanlışım varsa düzeltirseniz sevinirim çok zevkli ve yararlı bir tartışma olmaya başladı bence.
Estağfurullah, yanlışınız yok fakat dediğim şey şuydu: Bunlar kesin böyle olur değil ve zaten dediğim gibi bu senaryoda salsak %90 ihtimalle öleceği bir senaryodan aslında yola çıkılarak "ya olursa" mantığıyla ilerlendi. Ben orada aslında rekabetten bahsederken de belirli bir habitat için bahsettim. Örnek vereyim; doğanın bir bölgesindeki habitat her geçen gün hem insan faktörü hem de dediğiniz gibi av-avcı ilişkisiyle değişir. Yani ya daralır ya genişler.
Diğer yandan aslında verilen örneklerde, sizin örneklerinizde de benim örneklerimde de büyük oranda genellemeye dayalı; çünkü doğanın ne ve nasıl bir şartta o karıncayı etkileyeceğini asla bilemeyiz. Örneğin benim dediğim gibi rekabeti artırıcı etki, olasılık dahilinde de olsa var, evet bu bir gerçek; ama genel açıdan bu konuya parantez açarsak da bu konuda tür içi ve türler arası rekabetler de var. Ama işte bu saydığım olasılığın gerçekleşmesi dar alan habitatlarında gerçekleşiyor. Büyük alanda, örneğin yeterli besin ve tam kapasitesinin altında bir popülasyonda bu kraliçeyi salmak, hatta 3-5 tane salmak da pek bir şey değiştirmez ki zaten büyük oranda da hayatta kalamıyorlar. Yine de hayatta kalsa dahi, uçuş içi ölecek ve hayatta kalacak sayıdaki kraliçeyle doğal olaylar çerçevesinde; sel baskınından veyahut büyük bir canlının yuvayı yıkmasından kaynaklı olacak ölümlerle bu hayatta kalan kraliçeler, grafiği dengeleyecek seviyede bir şekilde orantılı olarak çalışabilirler. Cümle biraz garip oldu, toparlayamadım kusura bakmayın.😅 Özet geçersem demek istediğim; belirli habitatlarda tamamen etkisiz sayılacak bir olay veya tamamen olumlu, olumsuz sayılacak olay yoktur. Bu şey gibi; durağan evrimin evrimden sayılmaması gibi. Yani aslında demek istediğim; doğal açıdan doğadaki her ama her ince ayrıntıyı düşünürsek burada vereceğimiz olasılıklar katlanarak artar ve bu işin sonu olmaz. Ben de kısa ve özet bilgiyle habitatlardaki rekabet ilişkilerine değindim.
Klasik bir bakteri örneği vardı, şu anda türünü unuttum. Yanlış değilsem
Pseudomonas aeruginosa ve bir başka türü aynı ortama ekildiğinde ve ortama sınırlı bir sayıda besin eklendiğinde rekabet görülebiliyordu. Burada da onu karıncaya örneklemeye çalıştım; yani biz bir kraliçe saldığımızda şayet yaşarsa ve ürerse rekabet özelinde bunlar bunlar, mutualist ilişkide bunlar bunlar, amensalizm özelinde bunlar vs. olur diye açıklamaya çalıştım ama dediğim gibi bunu doğanın kalıbında, olasılıkları kısaltarak anlatmak çok zor. Çünkü siz de bilirsiniz ki bir uçuşta doğal afetten tutun; rüzgarın esiş yönü, hava sıcaklığı, nem, rüzgar şiddeti, uçulan bölgenin görüş açısı, uçulan bölge vb. binlerce sayacağımız etki var. Ben de burada hepsini örnekleyemediğim için kısaca olasılık çerçevesinde "izole bir sistemde bunu yaparsak böyle olur" diye örnek verdim ki bunu 20 tane
Messor kolonisinden verdiğim örnekle ve 100 tane diye stabil sayı vermemden de anlamışsınızdır. Bundan dolayı aslında olayı genel kalıbıyla incelemek ve olası sonuçlar çerçevesinde kâr-zarar ilişkisi kafada otursun diye bunu söyledim. Yoksa zaten saldığım o kraliçe yaşasa dahi etrafa dediğiniz gibi koloni baskılayıcı etki yaratmaz ki onu da yazımda o şekilde yazmadım, sanırım orası yanlış anlaşılmış.
"Doğaya fazladan elli veya yüz kraliçe salındığında sistemdeki kalıcı yuva alanı ve besin rekabeti lineer olarak artmaz. Nuptial flight sırasındaki ölüm oranları zaten popülasyon ekolojisinin en yüksek değerlerinden birine sahiptir ve uçan kraliçelerin neredeyse tamamı koloni kurma aşamasına dahi geçemeden predatörlere av olur veya çevresel faktörlere yenik düşer. Senin dışarıdan eklediğin kraliçeler, sistemde yeni ve kalıcı bir rekabet unsuru yaratmaktan ziyade, o anki biyokütle akışına dahil olarak yerel predatörlere anlık bir besin kaynağı oluşturur."
İşte burada yine dediğim gibi birçok etki devreye giriyor. Salınan kraliçelerdeki parazit riski bile bu durumda düşünülecek en uç örnek olmaz mı? Biz yeri geldiğinde doğadan, çayırdan alınan böceğin bile ev ortamındaki koloniye verilmesinden korkarız; "parazit riski veya ilaç riski yüksek" diye. Ki kaldı ki bu popülasyonda da ölen kraliçeler zaten yem oluyor veya doğaya karışıp bitkiye besin oluyor da diyebiliriz hatta. Burada da aslında bu örnekteki çıkarımdan şu yapılabilir: Ya salınan kraliçelerde parazit varsa? Ya 5-6 tanesi hayatta kalırsa? (Evet, bu etki etmeyebilir.) Yine aynı şekilde bir uçuş esnasında salındığını düşünürsek? Yine aynı şekilde daralmakta olan bir popülasyona bunu salmışsak? Gibi birçok soru gelir akla. Bu noktada dediğim şu: Ben bunları yazarken hepsinin örneğini olabilecek olası örneklerden verdim ki zaten öyle de. Doğada bir türün ekolojiyi bozması veya etkilemesi için istilacı olması gerekmez. İç göç veya dış göç de o popülasyonu etkiler. Bunların hepsini bir örnekte veremeyeceğim için izole ortamda ve hatta dar bir habitatta, olası rekabet ve uçuş ekolojisini merkeze alarak bir hikayeleştirme yaptım. Yani aslında doğal olarak salınırsa doğaya aman aman bir etkisi olmayacağını biliyorum ama o kraliçe ölse dahi yine doğaya olumlu ya da olumsuz etki etmiş oluyorum. En gerçekçi senaryodan bir örnek vereyim: Ben kraliçeyi saldım ve öldü. Ardından bir başka koloniye bu besin oldu veya toprağa karıştı. Toprakta nitrifikasyon süreci başladı veya benzeri ayrıştırıcılar, hatta toprak ve su etkileşimiyle ayrışma başladı ve çok az bir şekilde doğaya etki ettim. Bu durumda işte ettiğim etki milyarda, belki trilyonda bir bile olsa etkisi oluyor. Bir de bunu şimdi izole bir sistemde, dar habitatta yaptığımızı düşünürsek? İşte ben de böyle düşünerek "dar habitatta bunlar yaşanabilir, yani yine de salsanız bir şey değişmeyecek ama bunların da ihtimalleri var" gibi bir çıkarım yaptım. Yoksa dediklerinize katılmaktayım zaten, karşı çıkmam; fakat doğa dediğim gibi o kadar hassas bir dengede ki her canlıyla, hatta aldığımız oksijenle bile doğaya nötr veya olumlu veya olumsuz etki ediyoruz. Ama işte bunların etkisi, önemsemeyi geç, görülmeyecek kadar küçük olan etkiler. Yine aynı şekilde bu hassaslıkta doğa, son açtığım rehberdeki gibi bir noktada evrim mekanizmasındaki doğal seçilim gibi acımasız tarafını da gösterebiliyor. Bu durumda da bizim saldığımız bir kraliçeyi bırakın, senelerdir orada olan binlerce işçili koloniyi bile yok edecek düzeyde seçilim yapabiliyor.
Kısaca aslında ikimiz de aynı şey olan "ben salsam bir şey olmaz" düşüncesindeyiz; ama benim anlatmak istediğim de her ihtimal işe katılamaz diye ben de izole sistemden örnek verdim ve bu saydıklarım izole sistemde bakılırsa hiç de uç örnek olmuyor. Aynı şekilde benim veya sizin saydığınız önergelerde de doğal şartlara baktığımızda, en ufak bir olumsuzluk veya en ufak önemsiz dediğimiz rüzgarın bir anda yön değiştirmesi üzerine uçuşa aman aman olmasa da etkisi yine olabiliyor. Yani bu durumda ikimizin de, hatta biyolojik olarak biyoloji kalıbında kimsenin, her ihtimali göze alıp "böyle olursa böyle olur" diye yazması imkansız. Ki zaten yazan varsa da büyük saygı duyarım.😅 Ondan dolayı yine de doğaya fayda-zarar kalıbında bakmak, spesifik olarak aslında doğaya dokunmasak da aynı yola çıkacak ile aynı yola çıkar. Yani benim bahçemdeki bir koloniye verdiğim 2 cm'lik un kurdu belki o anki ihtiyacı karşılar ama işte bu etki doğaya veya koloniye milyonda bir etkidir. Yoksa demek istediğim; biz şu an bile doğayla bir noktada iç içeyiz. Benim dediğim şey de aslında bu.
Kısaca (bu kelimeyi kaçıncı kez yazdım bilmiyorum ama) ikimiz de aynı şeyi, aynı şekilde ve doğru düşünüyoruz. Sadece ayrıldığımız nokta; hangi büyüklükte olursa olsun doğaya saldığım bu karınca o ekosistemde bir şekilde etkili olacaktır. Bunun oranı da milyarda bir, belki daha da azdır ama etkisi her halükarda vardır. Haa, bu durumda doğal dengeye zarar mı verir, hayır; ama yapmasam da bir şey değişir miydi, hiçbir şey değişmezdi. Çünkü dediğim gibi en en uç noktaları bile biyoloji düşünürken biz düşünemiyoruz maalesef. 🙂 Tartışma için teşekkürler.